Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

gizemlikedi.blogspot.com

gizemli kedi artık gizemlikedi.blogspot.com adresinde.

geçmiş zaman

Ayın 8′i. Kendime söz vermeme rağmen halan yatağımda değilim. Beni bekleyen üç beş parça tabak ve bardaktan oluşan bulaşık yığınını halledip gizem’li rüyalarıma dalmalıyım biran önce. Az önce resimlere dalıp gittim. Geçmiş zamanı oldum olası sevmişimdir ama fotoğrafların ölümsüzleştirdiği anların yanında rakamsal olarak da bir yaşlanmanın mevcut olması nedense bu akşam biraz ağır geldi bana. Belki de yeni ayın ilk hatasının da olanca hızı ile geliş geçmesinin de nedeni vardır bilmiyorum. Yine de haftalar sonra güneşin gülümsediği montumun kapının arkasındaki askıdan kıpırdamadığı, güneş gözlüğümün sırt çantamdan çıkarak havalandığı bir Pazar günüydü bugün. Dün akşamki Belçika usulü saçmasapan düğün aktivitesinden sonra tembelce bir başlangıç güzel bir kahvaltı ile ve ufak adımlarla antika pazarına doğru gerçekleştirdiğim keyifli bir yürüyüş ile tamamlanan sokaksal aktiviteler evde Chung King Express‘i cips ve yeni aldığım tarihi bira kadehlerinde höpürdettiğim Grimbergen blonde’lar ile devam etti.

Dediğim gibi geçmiş zamanı seviyorum, hele yakın geçmiş zamanı işte o yüzden hemen raporlamaya başlıyorum ne yapıp ettiğimi. Ama yazının konusuna dönecek olursak. Ayın en sevdiğim günü, sekizinin gelmiş olması ve geçmiş zamanı bir kenara bırakarak şimdiki zamanımı ve gelecek zamanı düşünmek istiyorum. Ellerimiz çok yakında kavuşacak birbirlerine.

su kedileri

su altı bambaşka bir dünya,
yukarının gürültüsü patırtısı bırakıyor yerini sonsuz bir sessizliğe,
çevremizi saran tüm çarpıklıklar sanki bir ressamın elinden çıkan bir tabloya bırakıyor yerini,
insanı bezdiren o harala gürele yerine biranda derin bir dinginliğe kavuşuyor insan,
ve en çok o iki yüzlü, o pis, o çirkin insanlar yerini masum balıklara bırakıyor…
uzayıp giden bir liste su altı ile su üzerinin arasındaki farklar;
sanırım sadece aşk aynı her ikisinde de…

sualti

24/8

iki tane mum ve tek bir dilek.
tavandaki üç tane uğur böceği.
sayamadığım kadar çok ışıldayan yıldız ve tek bir ay.
bulutlar bir çok ve tek bir güneş.
tam tamına 27.5 hafta.
küçük mutluluklar ve büyük düşler.
rötarlı bir rüya.
uykusuzluk, tahmin edilmeyecek kadar rahatsız edici bir huzursuzluk.
öte yandan emin olduklarım, önlenemez bir iç huzur ve kontrol halindeki sabırsızlık.
kanatlarımın altındaki kibrit kutuları ve karıncalar duyabiliyorlar mı?
seni, beni ve bizi haykırdığımı…

24 Ağustos 2007 13:50 uçarken

tatil kedileri

Aylar sonra her şey tam oluyor. Minik kediler kavuşuyor. Artık açıp kapılmasına gerek yok gözlerin ve takvimden çizilecek bir gün daha yok. Yuppppiiieeee!!!

Kedi oteli

 banniereaa.jpg

Fransa’nın Aubais köyündeki lüks otelin tek müşterisi kediler. Onlar da şımartılmanın tadını sonuna kadar çıkarıyor.

Otel Sahibi Amandine Zafrilla, “Kediler için konforlu bir yer yaratmayı denedik. Kediler tırmanmayı sever, bu yüzdenimg_2812s.jpg tırmanabilecekleri raflar yaptık. Bir yastığın üzerine kıvrılabilecekleri pek çok yer var. Ve tabii bir sürü de yiyecek. Çünkü kediler gün boyu atıştırmayı sever” diyerek otelini anlattı.

Otelin en dikkat çekici özelliği, sahiplerinin kedilerini internet üzerinden izlemelerine olanak sağlanması.

Hayvansever bir çiftin 5 yıllık yoğun uğraşlarının ardından kurulan 12 odalı ve bahçeli otelde, kedilerin bir gecelik konaklamasının maliyetiyse sadece 17 YTL civarında.

Otelin internet sitesi için tıklayın.
(kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/417890.asp)

balık ve kedi

okulda yemekhanede kedi manzaraları…

özlemek

zonaro.jpgtek tarafli yasandiginda daha umutsuz olsa da daha az aci veren, muptelasi oldugum duygudur.

sayfalarini cevirememektir kitapliktaki tozlu fotograf albumlerinin,
goruntusunu perdeye yansitamamaktir cati katindaki siyah beyaz filmlerin,
kalemi eline alamayip yazamamaktir sararan yapraklarina defterlerin,
gokyuzunden bir yildiz kaymasidir ozlemek ve en kotusu bir dilek tutamamaktir…

kalemim ve ben

kalem.jpgelimde bir kalem yazıp çiziyorum hayatımı,
cebimdeki toplu iğne ile tek tek patlatıyorum boş konuşma balonlarını.
ve biran önce kalbimi bıraktığım gizem’li dünyama kavuşmak istiyorum.
neyse ki kalemim beni yönlendiriyor.

8/8

bocek.jpgBugün ayın en sevdiğim günü. Saat 7:30′tan beri aralıklı olarak çalan cep telefonumun alarmı. ipod’un bağlı olduğu ufak hoparlörlerden çıkan kısık sesli bir müzik ve bambaşka bir evde sinekler ve pislikler içinde ekonometri soruları ile uğraştığımı gördüğüm rüyalar gören ben…

Bilinç altımın bana oynadığı ucuz bir oyun oysa hepsi. Elektrik sipürgesini parçaladığım için iki haftadır temzileyemediğim evim, dün gece üşenip bu sabah geçecek çöp servisi için kapının önüne koymadığım çöp torbası ve evimde bir kaç gündür ziyaret eden börtü böcek… Bir ayı aşkın bir süredir hayatımı meşgul eden ekonometriden bahsetmek bile istemiyorum.

Ve tam dokuza çeyrek kala sıcak yatak keyfine son vererek altı saatlik uyku ile güne başlamaya karar verdim. Eşofmanlarımı üzerime geçirip kapının önüne koyduğum çöp torbasını kaparak merdivenlerden aşağı doğru yuvarlandım. Mükemmel bir zamanlama ile sokağın ortasına kadar gelmiş olan gürültülü çöp arabasını yakalayabildim. Gerisin geri eve çıkarak bu sefer eşofmanlarımla yatağa tekrar gömülerek biraz kendime gelmeye çalıştım.

Ve şimdi çalışma masamın başında yeni bir güne başlamış olarak önümdeki notları okuyor az sonra da sorular çözmeye başlıyorm. Burnum tıkalı ve hapşırmak istiyorum. Boğazım ve gözlerimde biraz yanmakta. Bugün sadece aralık bıraktığım pencereden platin bulutlar güneşin bana gülümsemesini engelliyor. Şikayet etmiyorum. Kaç gündür boxerlarla oturup kalktığım için bugün çorap gime isteği bile doğuracak bu hava değişiminden. Yine de sanırım sıcak bir duşa ihtiyacım var.

Bu sabah tasvirinden sonra esas konumuza yani günün anlam ve önemine dönecek olursak… Evet bugün ayın sekizi. Hatta sekizinci ayın sekizi. Seneye iki-bin sekizinci yılın sekizinci ayının sekizinci günü olacak. Acaba o gün geldiğinde saat sekizi sekiz geçe ne yapıyor olacağım? Hayır, ekonometri kafamı bukadar çizdirmedi. Rakamlara hep önem vermiş biriyim ben. Sanırım geçmişe olan bağlılığım ve biz kapasitesi sınırlı insanoğlu için geçmişin derinliklerinde kaybolmayı önleyici olarak keşfedildiğine inandığım saat ve takvimler sayesinde nezaman ne yaptığımı hatırlarım güzel anları tekrar yaşarım ve gelecekte neler yapacağımın hayallerini kurarım.

Bugün de hep yaptığım gibi güzel günlerimi düşüneceğim, onların geleceğin habercisi olduğunu bilerek. Belki tramvaya atlayarak bir yarım saatliğine yeni elektrik sipürgesi almak için dolanacağım ama daha çok evde oturup tosmaya devam edeceğim. Günlerin bir bir eksildiği takvimimin ayın 24′ünü göstermesini bekleyecek, zamanlarımın gizem’li olması için sabredeceğim. Ancak ozaman rakamların hiç bir farkı kalmayacak gözümde. Ayın sekizi de onsekizi de bir olacak…

Şimdi sizi iki üç gündür evimde misafir ettiğim uğur böceği Ercan’ın Ikea dünyası ile başbaşa bırakacağım. İşte karşınızda uğur böceğinin ölümle randevusu…

Eski Gönderiler »